![]()
![]()
Hayatımın en büyük nasibi; diyor Nazan Bekiroğlu, hocası Orhan Okay için. Düşünüyorum da İsmail Hocam da benim hayatımın en büyük nasibi galiba. Galiba’nın nedeni hayatımın en büyük nasibinin, Bekiroğlu’ nun sözünü okuyana kadar, aşk olduğunu sanmamdı. Hocamın hayatıma girmesi ve bana gerçek Aşkı tanıtmasıyla değişmeye başlamıştı her şey;
Tepeden tırnağa aşk olduğunu düşündüğüm İsmail Hocamla isminin zihnimde edeb kavramıyla bir olduğu Bekir Sami Hocam öylesine etkilemiş, öylesine değiştirmişlerdi ki hayatımı! Neyi olduğunu bilmeden hep aramakta olduğum şeyi, hakikati bulmuştum ya da hakikat yoluna girmiştim sanki onların sayesinde… Boş okumuyordum artık, her şeyi, her elime geçeni, neden ve nasıl okumam gerektiğini bilmeden okumuyordum bundan böyle… Neyi neden okuduğumu, nasıl okumam gerektiğini, ne zaman ne okuyacağımı, okuduklarımı nasıl daha iyi anlayacağımı, okumanın yalnızca bir tek zararı! Olduğunu vs birçok şeyi onlardan görerek öğrendim.
Sonunda bulmuştum nehir misali karışacağım denizi. Ama eksiktim, ama temiz değildim, ama o deryaların yanında ben katre bile değildim ve katre kadar bile olsa onlara karışmaya hakkım yoktu diye düşünüyordum. Korkuyordum önceleri, böyle kişiliklerle bir arada olmaya layık göremiyordum kendimi. Ya kabul etmeseydi İsmail Hocam peşinden yürümemi, ya edeb koçum evladım edeb, insanı hayvandan ayıran en büyük fark; edeb diyen Bekir Sami Hocam edepsizliklerimi suratıma çarpıp öptürmeseydi elini… Aşk sanıyor olacaktım hâlâ hissettiklerimi ve hiç hissedemeyecektim hayatıma girmesinden sonraki hissettiklerimi, nasiplenmemiş olsaydım İsmail Hocamdan.
Ondan öncesi ve sonrası diye ayırıyorum hayatımı çünkü o İsmail Hakk bilirdi KADR için İSMAİL ona kurban olurdu. Kadri de ondan öğrenmiştim bulunduğum yolu da. Hakikati de sayesinde sezmiştim, aklımın ermeyeceğini bildiğim marifeti de Düşünüyorum da bu yazının başındaki sözü söyleyen Bekiroğlu’ nu okumama sebeb olan geç olmasına rağmen imanımın yarısını kurtaracak kişi olduğunu düşündüğüm- kişiyi tanımama vesile de İsmail Hocam değil mi!
Sadece kökten ve meyveden ibaret değilse, gövdesi ve dalları da bir parçasıysa ağacın kitaplar da böylesine bir parçasıdır İsmail Hocanın. Ondan bahsedilecekse, o hatırlanacaksa kitapsız hatırlanamaz ve kitapsız anlatılamaz. Kendisini yazılara kitaplara sığdıramam ama eşsiz meyveleri olan bir ağaç gibi düşündüğümde onu, sanki dalları kitapmış gibi geliyor bana O eşsiz meyvelerinden nasiplenebilmem sayesinde gelişti önceleri klasiklerden, birazcık felsefe ve siyasi tarihten ibaret olan kitapseverliğim ve okuma dünyam. Yönlendirdiği kitaplar öylesine yetkin ve nitelikli idi ki bir babanın evladını en vitaminli, en sağlıklı yiyeceklerle besleyip yetiştirmesinin yaptığı etkiyi yaptı ruh dünyamda Allah ondan razı olsun ve onun talebeliğine layık olabilmem için güç versin bana. Okuma zevkim sayesinde gelişti, biyografiler okumam, yazar okumalarım, dönem ve tür okumalarım kısacası bilinçli ve farkında olarak okumalarım onunla başlamıştır. Kitapları kitap olarak değil de dost olarak görmeye başlamam da ondan sonraki hayatımdadır. Her şeyin ilminin cehlinden güzel olduğunu ve ehlinden okunması gerektiğini öğrenmem de onunladır, önemli kavramlarımdan biri olan farkındalıkın farkına varmam da.
Son birkaç yılda hayatıma giren her doğru, güzel ve iyi şeyde İsmail Hocamdan nasiplenmemin payı büyüktür.
İsmail Hocamın hayatımdaki etkisini şöyle bir gözden geçirince Bekiroğlu’ nun hayatımın en büyük nasibi sözü de yetmiyor hissettiklerime tercüman olmaya. O benim “nimetim diyesim geliyor içimden. O benim nimetim…
(Biliyorum bunları okuyunca kızacak bana ama ne yapayım inkâr edemem ya)
Selam ve muhabbetlerimle…
Divâne