![]()
![]()
Onun da pek beğendiği, sürekli “bu tür hatıratlar önemlidir, bul oku” dediği kitapların sahibi için "meşahir-i meçhule" demişti.
Meçhul meşhurlar…
Öyle ya İsmail Kasap hocamız da "meşahir-i meçhule" dendi.
İnsanın hayatında yer eden birini anlatması kadar zor başka bir şey olmasa gerektir. Hele ki bu kişi size; okumak adına, kitaplar adına, hayat adına ve çelebilik adına size ömür boyu yoldaşlık edecek şeyler vermişse…
Öyleydi işte İsmail Hoca…
Evi kitap dolu, fakültedeki odası kitap dolu, çantası dolu dolu bir hoca…
Yunus'un Hacı Bektaş kapısından geri çevrildiği yer, "nasip" durağı diye vardığı yer Tapduk dergâhı idi. Kırşehir'de okuyup da nasibini ararken İsmail Kasap hoca ile karşılaşmayan ya da var mıdır?
Bastığı zemini bilmeyen, asumandan habersiz bir gençlik onun için tahammül edilebilir bir şey değildi.
Bırakmazdı onun için böylesi bir öğrenci gördü mü peşini. Büyük kültür mirasımızı bir şekilde anlatacak, aktaracak.
İyi ki de bırakmamış peşimizi… Zaten; peşimizi bırakmayıp kitaplar tavsiye ederek, okuyarak-okutarak yönlendirmeseydi, kısacası bizi biz yapan yolu göstermeseydi…
Bırakırdık peşini, bir onun. Şükür ki hâlâ peşine takılıyız.
O, devamı "kesildi kesilecek" bir hoca/muallim geleneğinin son temsilcilerinden biridir. Dağarcığına kattığı binlerce ismi öğrencilerine şurup niyetine sunan bir hoca…
Nurettin Topçu'yu, Rasim Özdenören'i, A. Turan Alkan'ı, Erol Güngör'ü, Hüseyin Su'yu, İsmail Kara'yı, Mustafa Karayı, Mustafa Kutlu'yu, Anne Marie Schimmel'i, Eva Meyeroviç'i hep ondan öğrendim.
Nuri Pakdil ismini en son tavsiye edip okumam için verdiğinde, neden bu kadar beklettiğini daha iyi anlamıştım. Pişmek lazımdı.
Öğrencisini, kitap yoluna tek başına salmayan, hep onunla seyahat eden, çetin kitaplar karşısında bozguna uğramaması için de şerhler düşen bir hoca…
Titri yok, akademik unvana eyvallahı yoktur. Öğretim görevlisidir, ama koca koca profesörlere taş çıkartır.
Zaten Ethem Cebecioğlu, Cemal Kurnaz, Mustafa Tatçı gibi eski Türk edebiyatı hocalarının da kitap noktasında başvuru noktası İsmail hocadır.

Yazı yazmakta pintidir, çok az yazar. Yolcu'nun kardeş dergisi Kent Kültürü'nde nefis Samsun yazıları yazmıştı mesela. Devamını getirmedi.
Ankara'da öğrencilik yıllarında Ayane dergisinde gözükmüş, geçenlerde Ayane'deki bir şiirini sitesine ekleyen Yusuf Turan Günaydın'a teşekkür ettik bu bu güzel icraat için. Fakat olmadı, Y.T. Günaydın şiiri kaldırıverdi, İsmail Hoca istememiş yayınlanmasını.
Yahu hocam!
Onu ifade eden üç beş cümle derc etsek, meramımım daha iyi anlatmış olurum:
Birkaç hatıra…
· Bir gün İsmail hocama hiç âşık oldunuz mu diye sordum. Ne cevap verdi dersiniz? “Aşk ya ölür (çoğununki böyledir) ya öldürür (bazıları maalesef) ya da oldurur. Beni olduran odur. Ben âşık olmadım, o beni “oldurdu”
· Bir gün bir arkadaşımız, fakülteden hocasının verdiği ödevi yapmak için aradığı kitabı bulamaz. Süklüm püklüm hocasının yanına gider. Durumu hocasına söyleyince, hocası kızar: Oğlum madem kütüphanede bulamasın İsmail Kasap'ta da mı bulamadın?
Fiyakalı Söz…
· Çocuklar, bu edebiyat bir hastalıktır.
Hülasa-yı kelam; nasip oldu, tanıdık. İyi ki tanıdık, himmetinizle var olun hocam…
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı